Avukat Ali Alper Can, fon yatırımlarında yaşanan kayıplarda sorumluluğun yalnızca fonla sınırlı olmayabileceğini belirterek, yatırımcıların zarar iddiasını destekleyen kayıtları koruması ve hukuki süreçleri gecikmeden başlatması gerektiğini söyledi. Can’a göre fonun olağan piyasa koşullarında değer kaybetmesi tek başına tazminat hakkı doğurmuyor; izahnameye aykırı işlemler, yükümlülük ihlali veya hileli yönlendirme iddiaları ise hukuki başvuruya konu olabiliyor.
![]()
Fon piyasalarında iki farklı mağduriyet alanı
Can, fon mağduriyetlerinin bir bölümünün portföy şirketi ya da aracı kurum çalışanlarının kurumsal güveni kötüye kullanmasıyla veya sosyal medyada “özel fon” ve “garantili arbitraj getirisi” gibi ifadelerle sunulan kayıt dışı sistemlerle ortaya çıktığını ifade etti. Diğer risk alanının ise yasal çerçevede bulunan bazı serbest fonlar ile girişim sermayesi fonlarında yaşanan suistimaller olduğunu kaydetti.
Avukat Can, bazı fonların sığ ve manipülasyona açık hisselerdeki işlemlerde çıkış likiditesi, başka bir ifadeyle alıcı olarak kullanıldığını ve küçük yatırımcıların bu nedenle zarar görebildiğini öne sürdü. SPK, Takasbank ve MKK’nın saklama altyapısının güçlü olduğunu belirten Can, fon varlıklarının gerçekçi değerlemesi ve ilişkili taraf işlemlerinin anlık gözetiminde denetimlerin olay sonrasında devreye girebildiğini savundu.
![]()
Ceza soruşturması ve tazminat davası birlikte yürütülebilir
Can’a göre piyasanın olağan işleyişi içinde oluşan değer kaybı için tazminat talep etmek mümkün değil. Buna karşılık fon izahnamesine aykırı işlem, özen ve sadakat yükümlülüğünün ihlali ya da hileli yönlendirme iddiası varsa zarar için hukuki yollara başvurulabilir.
Can, ceza ve hukuk süreçlerinin eş zamanlı yürütülmesini önerdi. Ceza yönünden 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107. maddesindeki piyasa dolandırıcılığı ile 110. maddesindeki sermaye piyasasında güveni kötüye kullanma suçlarının yanı sıra, Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesindeki güveni kötüye kullanma ve 158. maddesindeki nitelikli dolandırıcılık hükümleri kapsamında Cumhuriyet başsavcılıklarına başvuru yapılabileceğini belirtti. Şüphelilerin malvarlıkları hakkında tedbir talep edilebileceğini de aktardı.
Hukuk mahkemelerinde haksız fiil veya sözleşmeye aykırılık temelinde tazminat davası açılabileceğini söyleyen Can, olası mal kaçırma riskine karşı ihtiyati haciz gibi alacağı güvence altına alabilecek taleplerin de gündeme gelebileceğini ifade etti.
![]()
Fon yöneticileri ve aracı kurumlar da sorumlu tutulabilir
Can, fonun malvarlığı ile kurucunun malvarlığının ayrı olduğunu, ancak fonu yöneten portföy yönetim şirketi ve yöneticilerinin yatırımcı parasını özen ve sadakat yükümlülüklerine uygun biçimde yönetmek zorunda bulunduğunu kaydetti. İzahnameye, içtüzüğe veya yatırımcının risk profiline aykırı işlemler nedeniyle fonun zarara uğratıldığı iddiasıyla, portföy yönetim şirketi ve kusurlu yöneticilere karşı dava veya şikâyet yoluna gidilebileceğini belirtti.
Bir banka, portföy şirketi ya da aracı kurumun müşteriyi yanıltarak veya gerekli nitelikli yatırımcı şartları sağlanmadığı hâlde beyan imzalatarak yüksek riskli serbest fonlara yönlendirme yaptığı iddiasında, ilgili kuruluşların da zarardan doğrudan ve müteselsilen sorumlu tutulabileceğini söyledi. Can, bu değerlendirmesini Türk Borçlar Kanunu ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarındaki güven ilkesiyle ilişkilendirdi.
![]()
Yatırımcılar hangi kayıtları saklamalı?
Can, mağduriyet şüphesi ortaya çıktığında yatırımcıların e-Devlet’teki MKK e-Yatırımcı kayıtlarını, Takasbank verilerini ve fonun KAP’ta yayımlanan geçmiş portföy dağılım raporlarını yedeklemesini önerdi. Bu belgelerin, fonun hangi tarihte hangi varlığı veya hisseyi portföyüne aldığına ilişkin kanıt sağlayabileceğini belirtti.
Müşteri temsilcileriyle yapılan WhatsApp yazışmaları, ses kayıtları, işlem dekontları, satış emirleri ve imzalanan uygunluk testi formlarının da korunması gerektiğini kaydeden Can, yatırımcıların SPK’ya idari ihbarda bulunabileceğini; savcılıklar ve hukuk mahkemeleri nezdinde de adli süreç başlatabileceğini ifade etti.
Finans kuruluşlarının yatırımcılara mobil uygulamalar üzerinden onaylattığı Genel Risk Bildirim Formu ve Nitelikli Yatırımcı Beyanı’nın davalarda gündeme gelebildiğini belirten Can, Türk Borçlar Kanunu’nun 115. maddesinin üçüncü fıkrasına dikkat çekti. Can’ın aktardığına göre, devlet izniyle yürütülen uzmanlık gerektiren meslekler ve finans kurumları bakımından, kurumun hafif kusurundan dahi sorumlu olmayacağını öngören önceden alınmış kayıtlar geçersiz sayılıyor.
Can, SPK’nın fon yöneticilerine uyguladığı idari para cezalarının yatırımcıya kendiliğinden ödenmediğini de vurguladı. Yatırımcının ceza kararını tazminat davasında delil olarak kullanabileceğini, ancak zarar ile kusurlu işlem arasındaki bağın uzman bilirkişi raporlarıyla ortaya konulmasının önem taşıdığını söyledi. Kayıt dışı fonlarda paranın kripto varlıklara aktarılması da tahsilatı zorlaştıran etkenler arasında yer alıyor.
Mevzuat ve tazmin sistemi için değişiklik önerileri
Can, serbest fonlara erişimde kullanılan “nitelikli yatırımcı” tanımının yeniden ele alınmasını ve yalnızca beyana ya da enflasyon karşısında değer kaybeden nakit bakiyeye dayalı koşullarla finansal okuryazarlığı olmayan kişilerin yüksek riskli fonlara yönelmesinin sınırlandırılmasını önerdi.
Fonların manipülatif hisse işlemlerinde kullanılmasını ve ilişkili taraf varlıklarının fona yüksek fiyatla devredilmesini önlemek üzere SPK ile Borsa İstanbul arasında algoritmik erken uyarı sistemi kurulmasını da önerileri arasında saydı. Ayrıca Yatırımcı Tazmin Merkezi’nin kapsamının genişletilmesini; piyasa dolandırıcılığı ve fon suistimalleri nedeniyle kesilen idari para cezalarının, Hazine’ye gelir kaydedilmeden önce mağdur yatırımcıların zararlarını karşılayacak özel bir havuza aktarılmasını savundu.
Can, yatırımcıların “sıfır riskle yüksek getiri” ya da yalnızca özel müşterilere açık kapalı fon vaatlerine karşı temkinli olması gerektiğini söyledi. Birikimlerin durumunun MKK e-Yatırımcı ekranından ve fonun KAP portföy dağılımından kontrol edilmesini öneren Can, olağan piyasa koşullarıyla açıklanamayan ani değer kaybı veya suistimal şüphesinde erken hukuki adımların önemine dikkat çekti.