Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün raporuna göre Türkiye’de doğurganlık hızı 2025’te yaklaşık 1,42’ye geriledi. En düşük gelirli haneler tüketim harcamalarının yüzde 67,9’unu konut ve gıdaya ayırırken, çocuk bakımının maliyeti ailelerin yükünü artırıyor.
“Türkiye’de Demografik Dönüşüm ve Stratejiler” başlıklı rapor, çocuk sahibi olma kararında barınma, gıda, eğitim ve bakım giderlerinin etkisini inceliyor. Çalışmada doğurganlıktaki düşüşün yalnızca çocuk sahibi olma isteğiyle açıklanamayacağı; ailelerin karşılaştığı ekonomik ve mesleki risklerin de dikkate alınması gerektiği belirtiliyor.
İkinci çocuk kararında ekonomik yük belirleyici
Rapora göre toplam doğurganlık hızı 2014’te kadın başına 2,19 çocukken 2025’te yaklaşık 1,42’ye indi. Nüfusun kendini yenileme düzeyi kabul edilen 2,1’in altında kalan il sayısı 76’ya yükseldi.
2021–2025 dönemindeki toplam doğurganlık kaybının yüzde 75,9’unun, ikinci çocuğa geçişteki gerilemeyle bağlantılı olduğu aktarıldı. İlk çocuğunu yapan kadınların ikinci çocuğa geçiş oranı 2013’te 0,906 iken 2025’te 0,712’ye düştü.
Raporda, ailelerin ikinci çocuk kararında bakım ve eğitim masraflarını, yükselen yaşam giderlerini ve özellikle kadınların iş hayatından uzaklaşma ihtimalini hesaba kattığı ifade edildi. İlk doğumun gecikmesinin ikinci çocuk için kalan zamanı daralttığı, iki küçük çocuğun bakımının da ekonomik ve mesleki yükü artırdığı kaydedildi.
Dar gelirli bütçesinde temel ihtiyaçların payı yüksek
2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması verilerine göre en düşük gelirli yüzde 20’lik grubun harcamalarının yüzde 38,7’si konut ve kiraya, yüzde 29,2’si gıdaya gidiyor. Bu iki kalemin toplam payı yüzde 67,9’u buluyor.
En yüksek gelirli yüzde 20’lik kesimde konut ve gıdanın toplam payı yüzde 38,1 olarak hesaplandı. İki grup arasındaki fark 29,8 puan oldu. Raporda, düşük gelir grubundaki kiracı oranının 2014–2024 döneminde yüzde 24,5’ten yüzde 36,7’ye çıktığı da belirtildi.
Profesyonel çocuk bakımından yararlanma sınırlı
Rapora göre istihdamda olup 15 yaş altı çocuk bakım sorumluluğu taşıyan kişilerin yüzde 83’ü profesyonel bakım hizmeti almıyor. Kurumsal bakım merkezlerinden yararlananların oranı yüzde 14’te kalıyor. Hizmet almayan ailelerde bakım çoğunlukla kişinin kendisi ya da eşi tarafından üstleniliyor; yüksek maliyetler profesyonel hizmetlere erişimi sınırlayan etkenler arasında gösteriliyor.
25–49 yaş grubunda, hanesinde üç yaşından küçük çocuk bulunan kadınların istihdam oranı yüzde 26,9 olarak verilirken erkeklerde bu oran yüzde 90,9. Çalışmada, çocuk bakımının aile içinde karşılanmasının kadınların iş hayatında kalmasını zorlaştırdığı; ikinci çocukla artan bakım ihtiyacının ücretli hizmet giderleriyle ebeveynlerden birinin işten ayrılmasından doğacak gelir kaybı arasında tercih baskısı yarattığı belirtildi.
Ankara’da doğurganlık hızı 1,11
2025 verilerine göre yenilenme düzeyi kabul edilen yaklaşık 2,1’in üzerinde doğurganlık hızına sahip iller Şanlıurfa, Şırnak, Mardin, Diyarbakır ve Siirt olarak sıralandı. Ankara’da toplam doğurganlık hızı 1,11, İstanbul’da 1,14, İzmir’de 1,10 oldu. Üç büyükşehirdeki oranlar Türkiye ortalaması olarak verilen yaklaşık 1,42’nin altında kaldı.
Raporda, 2009’da doğurganlık hızı 1,30’un altında olan il bulunmadığı, bu sayının 2025’te 38’e çıktığı aktarıldı. Yenilenme düzeyinin altında kalan il sayısı da aynı dönemde 51’den 76’ya yükseldi. İller arasındaki farklılıklara dikkat çekilen çalışmada, büyükşehirlerde konut ve bakım maliyetlerinin; genç nüfus kaybeden küçük illerde ise istihdam olanakları ve dış göçün öne çıkabileceği kaydedildi.
Rapordan bakım, konut ve istihdam önerileri
Raporda aktarılan SGK verilerine göre aktif ve pasif sigortalı oranı 2022’de 2,01 iken Ocak 2026’da 1,591’e geriledi; Haziran 2026’da 1,638 olarak kaydedildi. Çalışmada sosyal güvenlik sistemindeki finansman baskısının nüfusun yaşlanmasının yanı sıra işgücüne katılım, kayıt dışı istihdam, işsizlik ve emeklilik düzenlemeleriyle de ilişkili olduğu belirtildi.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü, ailelerin çocuk sahibi olma kararını desteklemek için bakım, konut ve istihdam güvencesini bir araya getiren “Güvenli Başlangıç Programı”nı önerdi. Raporda 2028–2030 döneminde gerekli altyapının kurulması ve kısa sürede 2,1’lik yenilenme düzeyine ulaşmak yerine doğurganlık hızında 1,70–1,80 aralığının hedeflenmesi tavsiye edildi.
Öneriler arasında ikinci çocuk için doğum yardımlarına daha fazla ağırlık verilmesi, desteklerin enflasyona karşı korunması, 0–3 yaş grubu bakım kapasitesinin artırılması ve doğum sonrası işe dönüşün desteklenmesi bulunuyor. Devlet okullarının niteliğinin güçlendirilmesi, genç çiftlerle tek çocuklu ailelerin sosyal konut politikalarında dikkate alınması ve kiralık sosyal konut seçeneklerinin geliştirilmesi de önerildi.
Raporda ayrıca ikinci çocuktan itibaren kademeli gelir vergisi indirimi uygulanması ve çocuk bakımı nedeniyle iş hayatından uzaklaşan kadınların kaybettiği prim günlerinin bir bölümünün kamu tarafından karşılanması gündeme getirildi. Çalışma, aile politikalarının nakdi yardımlarla sınırlı kalmayıp bakım, eğitim, barınma ve gelir güvencesini uzun vadeli ve erişilebilir hizmetlerle desteklemesi gerektiğini vurguluyor.